Dış Politikamız İç Politikamızı Yönlendirir, Tersi Değil

Yaşadığımız hayat aslında dış politikamız yüzünden böyledir. Devletin bize içeride uyguladıklarıyla dış dünyanın dayattığı koşulların bir sonucudur. 

Hani, “Danasını bırak, anasına bak.” derler ya, işin anası dış politikamızdır ve danası ise iç politikadır. Dana büyür ve bazen anasından daha büyük bir boğa olur. Boğanın gücü ve ihtişamı süt vermekle uğraşan anne ineği gölgede bırakır. Oysa boğayı doğuran ve bizi doyuran o annedir.

İsmet Paşa Başbakan seçilince Cumhurbaşkanı Atatürk’e “Aramızda iş bölümü nasıl olacak?” diye bir soru sormuş.

Atatürk ise “Ordunun Başkomutanıyım ve Dış İşlerine bakarım. Diğer her şey senin yetkindedir.” yanıtını vermiş.

Son 100 yıldır dış politika durmadan önem kazandı. Eskiden dış politika sadece komşulardan ibaretti sonra petrolle birlikte denizden ve havadan ulaşım kolaylaştı ve hepimiz aynı mahallenin çocukları olduk. Şimdi de dijital teknolojiler sayesinde daha da yakınlaştık ve topluca aynı masada yemeğe oturuyoruz. Bu karışık kalabalık ancak tek mutfaktan beslenebilir. Bugün ekmek içi köfte ve cacık var. Annenin aşçıbaşıya sözü geçiyorsa “Oğlumun köftelerini ateşten erken çıkar, aman kurumasın.” diyebilir ve cebindeki tuzluğuyla cacığını tuzlayabilir. Sen de bardağındaki sudan birazını cacığı sulandırmaya kullanabilirsin. Sonuçta menüde yapabileceğimiz bütün değişiklik bu kadardır, askerdeki karavanadan hallice, yani!

Sofrada iyi yerleri kapmak da önemli, kiminle nasıl geçineceğini kararlaştırmak da ince bir iş. Herkesin birkaç dostu, ortağı ve birkaç düşmanıyla rakibi var. Ya seninkiler? Hangisi hangi grupta? Bugünküler belli ama yarın? Saf değiştirenler için bir şeyler düşünmek gerekecek. Şu sofradan karnımı doyurup sağ salim kalkabilsem ve kendimi yatak odama atabilsem, gerisi kolay. Eşimizle kavgamızı şöyle veya böyle hallederiz, artık.

O yemek masasına “Kurtlar sofrası” deniyor. Bilinir ki, kış sert geçtiğinde kurt sürüsü karnını doyuramaz bir duruma geldiğinde, aralarındaki en zayıfı parçalayıp yermiş. İnsanoğlunun dış politika arenası da bir “Kurtlar Sofrası”dır ve üstelik bizimkinin baharı, yazı yoktur, hep kıştır. İşin anası oradan doymuş ve canlı olarak kalkmaktadır, sonra inine dönünce kurt hayatının iç politikaları ise işin danasıdır. Sakın iç işleri dış işlerinden daha kolaydır dediğimi sanmayın. Sadece orada başarısızlık dış işlerindeki gibi ölümcül değildir. Bazen ölüme giden yol ölümün kendisinden çok daha fecidir…

Bugünkü dünyada dışarıda olan biteni anlamadan seçim sandığına gidenin memlekete ve kendi için en yararlı kararı verme olasılığı, kahve falına bakıp mühür basanlarla eşittir.  Gelecek yazımda yakınımızdakiler ve bugünküler değil, uzaklarda ve eskiden olanların hayatımıza hissedilir etkiler yaptığını görüşeceğiz. Örneğin, Fransa’nın Ermenistan’a kredili silah ve başka birçok teşvik vererek Azerbaycan’a durmadan saldırtması bizim Afrika siyasetimizin bir sonucudur. Afrika’nın yarısında Fransa’nın sömürme yöntemlerine taş koyduk. Hem politik güç hem de para kaybettirdiğimiz Fransa, yanı başımızdaki Kafkasya’da çatışma çıkararak bize zarar vermeye çalışmakta. Azerbaycan, sınırında şehit edilen askerlerinin kanının yerde kalmayacağına karar verirse, kardeş diye kabul ettiğimiz Azerbaycan’ın yanında yer almak zorunda kalırız. Afrika’da yaptığımız işin bedeli Kafkasya’da ödeniyor.

Azerbaycan açısından durum daha vahim çünkü bizim Afrika’daki işlerimizin faturasına kardeşimizi ortak ederek bizi cezalandırıyorlar.

Dünyanın bilardo masasına benzemesine Küreselleşme (Globalleşme) diyorlar: Bilardoda bir topa vurunca birkaç tanesi yerinden oynuyor ve biri de deliğe düşüp kayboluyor. Dış politikada beceri deliğe düşürülen top olmamaktır. Kurtlar sofrasındaki durumun aslında bir benzeri!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.