Şiddet her yerdedir!

Yazar Halil Bezmen > Blog > Yaşam > Şiddet her yerdedir!

Çocukluk yıllarımdan…

Evet, şiddet her yerdedir. Hatırlayın, okula ilk gittiğiniz gün, annemiz sırtını dönüp gittiği zaman ne yaşadık? Terk edilme duygusu! O küçük çocuk için daha büyük korku ve dolayısıyla daha büyük şiddet olabilir mi? Bugün bile terk edilmek bizi nasıl sarsıyor bir düşünsenize.  Ben ilkokulu yatılı okudum. Bilirim annenin arkasından bakmanın ne olduğunu. Sonra ortaokul ve liseyi de yatılı okudum, hem de İsviçre’de. Anne sırtını dönüp gidince haftaya değil, seneye ancak göreceksin onu. Bir keresinde annem, ayrılmanın acısına dayamayacağı endişesiyle ablasını yanına almıştı. İsviçre dağlarında bir okul. Yabancı mı yabancıyım. Sünnetli olduğum için benimle alay edeceklerini biliyordum. İlk alay edenle hemen yumruklaşmak gerekiyordu. Alttan alırsan, aşağımalar bitmiyordu. Onur meselesiydi. Erkeklik onur mu, Müslümanlığın onuru mu? Altı yaşımdan beri İstanbul’da yatılı okuduğum için, sokak kavgası tekniklerinde Avrupalılardan daha tecrübeliydim. Seneler geçince dayak atmakla dayak yemenin farkı da pek kalmıyordu zaten. Teknik önemlidir ama kilo farkına dikkat etmek gerekir. On üç yaşındayken 20-30 kilo fazla olan (ismini hâlâ hatırlıyorum: Omaggio!) bir vurdu, revirde uyandım. Sevgili oğlunun kırık burnunun eğriliğini düzeltmek için annem beni iki kere ameliyat ettirdi.  

Zübeyde teyzem yıllar sonra bana anlattı “Okulun bahçesinin ucundaki kapıya doğru yürüyoruz. Gözümün kenarıyla seni görüyorum. Kısa pantolonlarınla, kolların yanına sarkmış, hareketsiz bizim uzaklaşmamızı seyreden bir küçük adam. ‘Fatma,’ dedim ‘Sakın arkana bakıyım deme, kocaman mavi gözleri yaş dolu ve alt dudağı sarkmış. O kerata kendini tutar ve ağlamaz ama sen mahvolursun. Yavaşlamadan yürümene devam et,’ dedim.” Bütün dünya devletleri annelerin küçük çocuklarını terk etmesini emrediyor. Yararlı şiddet deniyor buna ve en yaygın türüne disiplin adını veriyoruz. Sevmediğimiz birçok iş vardır. Bunları yapmaya ya biz kendimizi zorlarız ya da başkası bizi mecbur eder. Zorlama bir şiddet türüdür ama toplumun benimsediği bir şeyi yapmaya zorlanıyorsak, o şiddet türüne güzel bir isim verir ve disiplin deriz. Ailemde varlıklı oluşumuz, çocuklar için hayati bir tehdit olarak görülürdü; zenginliğin yozlaşmaya, hatta çürümeye yol açtığına inanılırdı. Gevşeklik, zevk, tembellik, israf, şımarıklık ve sonunda mahvedici kibir! Bu tehditlerden kurtulmanın çaresi vardı: Sıkı bir disiplin!

İlk disiplin dersimi bir iki yaşlarındayken almışım. Bir akşam babam eve geldiğinde annemi bana yemek yediremediği için ağlamaklı bir halde bulmuş. O günkü sebze ezmesini beğenmemişim ve annemin eline vurup kaşığı düşürüyor ve ağzıma konanı da bağırarak ve tepinerek etrafa tükürüyormuşum. Babam beni karpuz gibi koltuğunun altına alıp, kiler olarak kullandığımız karanlık odaya götürmüş. Tabakla kaşığı önüme bırakıp, kapıyı kilitlemiş ve anahtarı cebine koymuş. Ben ağlamışım. Sonra inlemişim.

Eskiden aile aynı apartmanı paylaşırdı. Anneannem ve teyzem üst katlardan koşup gelmişler. Üç kadın benim yürek parçalayıcı ağlamalarıma dayanamayıp babama küçük yavruya acıması için yalvarmışlar. Kapıyı kilitlemesinin sebebi benim kaçmama değil, dış baskılara göğüs gerebilmek içinmiş, meğer. Bir süre sonra sessizlik olunca, içeri bakmışlar ve benim dışkıların ve kusmukların içinde yorgunluktan bitkin bir halde uyuduğumu ve daha önemlisi yemeği bitirmiş olduğumu görmüşler. Kadınlar, babama böyle çocuk yetiştirilmeyeceğini ve zaten küçücük çocuğun bu işkenceden hiçbir ders almış olamayacağını söylemişler. Babam da “Bunlar göründüklerinden daha akıllıdırlar. Dersini aldı ve artık biliyor ki, bu evde Fatma ne pişirirse o yenir,” demiş. Gerçekten de bir daha hiçbir yemek sorunu çıkarmamışım. Yararlı şiddete disiplin, derdik ya!

Babam, kadınların dediği gibi “çocuğa şiddetten” suçlu mu? Bence hiç değil. Olayın aslına bakılırsa şiddet uygulayan bendim. Babam henüz yirmi yaşındaki tecrübesiz anneyi benim zulmümden koruyordu. Yıl 1941, İkinci Dünya Savaşındayız. Kurşunun öldüremediğini sefalet ağlata ağlata öldürüyor. Fabrikayı çalıştırmaya ve yüzlerce işçiyi beslemeye çalışan babamın, yemek beğenmeyen küçük beye anlayacağı dilde bir ders vermesi doğruydu. Babam beni çok iyi yetiştirdi. Sık sık canımı yaktı ama sonuç başarılı olduğuna göre “İyi yapmış,” diyorum. Onu çok seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kategoriler

Son Yorumlar