Karı-Koca veya Baba Oğul İlişkileri Güven Temelli midir, Pazarlık Temelli midir?

Eskiden ‘ölünceye kadar’ süren bağlar vardı. Bu bağların var olduğuna ve bunun böyle olmasının doğru olduğuna inanan bir çoğunluk vardı. Karı-koca ve ebeveyn-çocuk bağı varsa, o bir aileydi ve aile en yararlı kurumdu. Kutsaldı.
Zamanla yararları azaldı. Sosyal devlet ailenin birçok işlevini üstlendi, güvenceler sağladı: Hastaneyle sağlık, polisle güvenlik, okulla eğitim, emeklilik maaşıyla yaşlılık güvencesi, asgari ücretle insanlık sviyesini koruma gayreti , vesaire. Bir de kadınlara eşitlik!
Devlet, sayması bile zor olan bunca hizmeti üstelik karşılıksız veriyor. Ailede ise bu hizmetlerin karşılığında birçok sorumluluk var, katlanılması gereken baskılar var, angaryalar var. Aile bağı kesinlikle özgürlüğümüzü kısıtlar, hele bağımsız, hiç bahsetmeyelim, lafı bile düşmanca bir davranış olarak kabul edilir .
Demokratik sosyal devlet ailenin çoğu işini karşılık beklemeden üstlenirken “Teşekkür beklemiyoruz, bunlar vatandaşa hizmet borcumuzdur,” diyor. Bugünlerde bağımsız bir hayat tarzı seçen çocuklar ve boşanan eşler aile baskısından kurtulmanın sevinci içindeler.
Bu gelişme bizde yeni ama 60 yıl önce (1964) Zürih Teknik Üniversitesinden mezun olduğumda bu durum oralarda zaten böyleydi. Rakam vereyim: İsveç’te bekar anne oranı %55 idi. Yani annelerin yarıdan fazlası ya boşanmıştı veya evlenmeden çocuk doğurmuştu. O zamanki İsveçli kız arkadaşlarım hep bir ağızdan “Çocuk sahibi olmak için bir erkek yeter, kocaya gerek yok,” diyorlardı. Memlekette bıraktıkları ailelerinden bahsettikleri çok enderdi. Ne kadar ilginçtir ki ABD de yaşadığım yıllarda (1990lar) Amerika’da bekar anne oranının %55 olduğunu okudum. “Rastlantıya bak, aynı rakam,” deyip şaşırmadım. Aksine “Tutucu Amerika’nın liberal İsveç’e yetişmesinin 30 yıl sürmesi normaldir. Acaba İsveç’in %55i şimdi %60 mı %65 mi olmuştur diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Bir rakam (%55) bin cümleye bedeldir.