Anlamak Ne İşe Yarar? Yarını Biraz Olsun Kestirebilmeye Yarar

Son yazımı bitirirken “Öğrenmek, düşünmek ve anlamak” adlı işlemlerden bahsetmiştim. Bu üçlü hayatımızın o kadar büyük bir bölümünü işgal ediyor ki, onları parçalarına ayırıp içine bir göz atmadan bir sonraki konuya geçmeye kıyamadım.

İlk kademe olan “Öğrenme” kolaydır. Ne de olsa küçük çocuklar bile ilk iş olarak bunu yaparlar, öğrenerek hayata başlarlar. Öğrenmenin sadece iki inceliği vardır: Birincisi “baskıyla değil, merak sonucu olması” ve ikincisi “seçilip değer verilmesi”. Bu koşula uymayan bilgiler hafıza denilen çöp kutusunda kaybolup giderler. Merak sonucu edinilmeyen bilgi biraz köksüz sayılır, yani kendini besleyemez ve solar. Merak bilgiyi devamlı günceller, çünkü canlı tutar. Küçük çocukların meraklı oldukları sinir bozucu bir dönemleri olur, durmadan sual sorarlar: O nedir?, bu neden böyledir?, hani demiştin ki, ama bak bu farklı, filan filan. İşte o merak dönemi çocuğun asıl doğduğu andır. İkinci incelik, bilginin değerli olanının tutulup değersizinin ayıklanması gereğidir. Kendi haline bırakıldığında değersiz değerliyi kovar.

Bu iki koşul yerine getirildiğinde bizim veya bilgisayarımızın hafızasında bilgi canlı kalır. Birçok ailede söylendiğini duydum: “Unutmak diye bir şey yoktur, değer vermemek vardır!” Dedem durmadan bir şeyleri unutan veya kaybedip arayan anneanneme bu sözü söylerdi, çünkü anneannemin hafızasının müthiş olduğunu herkes bilirdi: Kağıt saydığı için pokerde kimse onu yenemezdi.

Öğrenmek işin kolay kısmı, bir de o bilgileri hazmetme işi var, yani düşünmek! O ham bilgiyi evirip çevireceğiz, öncekilerle kıyaslayıp çelişki var mı diye bakacağız ve sonra kirli taraflarını ayıklayacağız. Artık eski dönemlerdeki gibi zehir veya hançerle öldürülmüyoruz. Hatta öldürücü salgın hastalıklardan bile sağlık hizmetleri sayesinde kurtarılıyoruz. Bugün bilgi darbesiyle sakat bırakılıyoruz. Bilgi, dosyalanmadan önce iyice düşünülmelidir: Bedavaysa neden? Eğlendiriciyse dikkat! Ambalajı, sunuş tarzı lüks ise hayret! Bilginin kaynağı, daha doğrusu sahibi kimdir? Ya propagandaysa? Bu kontrollere ek olarak bilginin hangi işimize yarayacağını da düşünmek zorundayız; hamallığa gerek yok.  Bu arada belirteyim bilginin ille de bir işe yarama zorunluluğu yoktur. Merak etmek tek başına da bilgi edinmek için yeterlidir. Merak hayatın güzelliklerindendir. Beyaz martılar da hiçbir işimize yaramazlar ama inanın martıların uçuşmadığı bir deniz istemezsiniz.  

Bilgiyi aldık ve düşündük. Şimdi kullanılabilir hale geldi. Nerede mi? Bilgiyi anlamak için kullanacağız. İşte işin zor tarafı da güzel tarafı da bu.

Bir örnekle devam edelim: Dünya nereye gidiyor? Türkiye nereye gidiyor? Bizim aile nereye doğru sürükleniyor? Bu suallerin benzerlerini aklından geçirmeyen yoktur. Bunu anlamak isterim ben.  Gelecek yazımda devam edeceğim.

Ne yapayım, editörüm “Bak 364 kelime yazmışsın, burada dur. İşi tadında bırak, çünkü daha uzun yazarak işini uzatırsın.” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.