ŞAŞKIN ÖRDEK KAFADAN DEĞİL, KIÇTAN DALAR

Yunanistan borca boğulmuş bir ülkedir. Zeytin toplayarak ve yazın ucuza turist ağırlayarak geçinmeye çalışır. Bu basit işler ama pek para kazandırmaz. Böylece ürettiğini satarak karnını doyuramayınca, kendini satmak zorundadır. Önce küçük ülkelerinde Amerikalılara yedi adet askeri üs kiraladılar. Sonra da borç parayla savaş malzemesi alarak, çocuklarının geleceğini sattılar.

Batının almadığı bir şey kalmamış olmalı ki, son çareyi İsrail’e yardakçılık etmekte buldular. Çakal Yunanlı bakalım çakal İsrailliyi istediği gibi kullanabilecek mi? İsrail ‘Dere Çakalı’ türündendir ve çakalların en çakalıdır. Seyredeceğiz.

Rumların Türk takıntısı nereden geliyor acaba?

Bizimle iç içe yaşamaya başladıkları an İstanbul’un fethidir. 500 yıldır kucak kucağayız.

Sonra “Artık büyüdük, bağımsız olmak istiyoruz,” dediler ve makul bir isyan seviyesini koruyarak ayrıldık. Balkan Savaşında, Selanik şehrini Yunanlara dostça teslim ederken kaçınılmaz görünen bir iç savaş vahşetini önledik. Tarihte benzeri olmayan bir diplomasi  başarıdır bu! Ben Yeşilköy’de büyüdüm, Sokakta hem Türkçe hem Rumca bağırılırdı. Şarkılar ise daha çok Rumca söylenirdi.

Zamanla soğuyan ilişkimiz 1955ten sonra tamamen koptu. Bizde aşırı güvensizliğe, onlarda aşırı düşmanlığa dönüştü. Bizimki sokak köpeklerine gösterdiğimiz aşağılayıcı güvensizlik, onlarınki büyük bir öfke: “İzmir’i aldık, Ankara’ya neredeyse giriyorduk ve tam sıra İstanbul’a gelmişti ki…” Aslında İstanbul onlarındı. Sevr Antlaşmasında öyle yazıyordu ama Türkler vermeyiz deyip masayı devirmişlerdi. Onlara göre önce Fatih Sultan Mehmed’e, sonra da Atatürk’e atalarının malını çaldırmışlardı. İntikam öfkesi milli davalarıydı.

Özel hayatta eşlerin kopuşunda benzeri öfkeler gördüm:

Bir eşin durumu bozulur ve diğeri “Son paramız bitmeden, kalanın yarısını bana ver, çocukları ve kendimi güvenceye alayım,” der. Fırtınanın ortasında terk edilen eş sarsılır ama bir şey diyemez çünkü konu çocukların iyiliğidir: Gel zaman git zaman eş kendini kurtarır, hatta eskisinden daha başarılı olur.

Ayrılan eş, çocuklarını kurtaran ebeveynken, birdenbire sadakat yeminini unutup zor gününde hayat arkadaşını terk eden acımasız insan oluverir. Fena! Daha kötüsü, zor durumu belki kurtaracak olan son parayı da alan insafsız ortaktı.

Çocuklar yeni  parlayan eşten uzak kalmaktan memnun olmayınca, ayrılan eşe kendini savunmak için tek yol kalır: “O canavardan sizi kurtarmasaydım, şimdi hepimiz mahvolmuştuk,” diye çocuklarına ve çevresine başarılı eşini kötülemek! Yunan halkı da Türkiye’yi kendine ve çevresine kötüleyerek bu çıkmazdan kurtulmaya çalışıyor.

Eskiden olsa böyle zayıf milletleri güçlüler ele geçirip sömürürdü. Yunanistan’ın insanı tembel ve toprağı fakirdir. İsrail de “Bu çöp!” deyip bırakacaktır. Çöp de olsa Ege’deki komşumuzdur; kokuya katlanacağız.

Halil Bezmen

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir